Wake up in day one
– İlk gün uyan
첫날의 아침
– İlk günün sabahı
조명이 비춰
– Işıklar parlıyor.
태양의 눈빛
– Güneşin gözleri
그 빛은 날 불태웠지
– O ışık beni yaktı.
그 빛은 나의 눈 가렸지
– Işık gözlerimi kapladı.
But I go now, 꿈을 좇아
– Ama şimdi gidiyorum, hayallerinin peşinden gidiyorum.
Dive into red sun, no lie
– Kırmızı güneşe dal, yalan yok
수많은 stars 수많은 달
– Çok sayıda yıldız çok sayıda ay
질문의 숲속을 헤매던 나
– Sorular ormanında dolaştım
어둠 속의 저 빛을 따라왔어
– Karanlıkta o ışığı takip ettim.
가는 선 너머의 날 부르는 너
– Beni ince çizginin ötesinde arayanlar
널 부르는 나
– Ben seni ararım.
(To you) 운명의 화살 비 속에서
– (Sana) yağmurda kaderin oku
(To) 마주한 내 안의 경계선
– (To) içimdeki sınır çizgisi karşı karşıya
(Free) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ücretsiz) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
나의 붉은 눈빛
– Kırmızı gözlerim
(To you) 난 이제 세상을 뒤집어
– Şimdi dünyayı tersine çeviriyorum.
(To) 하늘에 내 발을 내디뎌
– (İçin) gökyüzüne ayağımı koymak.
(Me) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ben) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
내 하얀 송곳니
– Beyaz Dişlerim
Oh-oh-oh-oh-oh
– Oh-oh-oh-oh-oh
난 너에게 걸어가지
– Sana doğru yürüyeceğim.
두 세계를 연결하지
– İki dünyayı birbirine bağlamamak
나의 붉은 눈빛
– Kırmızı gözlerim
Oh-oh-oh-oh-oh
– Oh-oh-oh-oh-oh
난 너에게 걸어가지
– Sana doğru yürüyeceğim.
신세계에 닿을 때까지
– Kadar yeni bir dünyaya ulaşırız.
내 하얀 송곳니
– Beyaz Dişlerim
내 뒤엔 수천 개의 의심
– Arkamda binlerce şüphe var
내 뒤엔 수만 개의 불신
– Arkamda on binlerce güvensizlik var
But I go now, 꿈을 좇아
– Ama şimdi gidiyorum, hayallerinin peşinden gidiyorum.
Drive through the question for life
– Bu soruyu ömür boyu sür
주어짐과 쟁취함 사이
– Verilen ve katlanmış olmak arasında
증명의 기로 위 남겨진 나
– Yukarıda bir kanıt olarak bıraktım
저 하늘을 우린 기다려왔어
– O gökyüzünü bekliyorduk.
가는 선 너머의 날 부르는 너
– Beni ince çizginin ötesinde arayanlar
널 부르는 나
– Ben seni ararım.
(To you) 운명의 화살 비 속에서
– (Sana) yağmurda kaderin oku
(To) 마주한 내 안의 경계선
– (To) içimdeki sınır çizgisi karşı karşıya
(Free) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ücretsiz) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
나의 붉은 눈빛
– Kırmızı gözlerim
(To you) 난 이제 세상을 뒤집어
– Şimdi dünyayı tersine çeviriyorum.
(To) 하늘에 내 발을 내디뎌
– (İçin) gökyüzüne ayağımı koymak.
(Me) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ben) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
내 하얀 송곳니
– Beyaz Dişlerim
Red blood (저 왕관에)
– Kırmızı kan (o taç üzerinde)
That blood (흐르는 피)
– Bu kan (akan kan)
Red blood
– Kırmızı kan
널 향한 내 손끝은 붉은빛에 물들어만 가
– Parmak uçlarım sana doğru kırmızı.
But I’m gonna go
– Ama gidiyorum
(To you) 운명의 화살 비 속에서
– (Sana) yağmurda kaderin oku
(To) 마주한 내 안의 경계선
– (To) içimdeki sınır çizgisi karşı karşıya
(Free) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ücretsiz) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
나의 붉은 눈빛
– Kırmızı gözlerim
(To you) 난 이제 세상을 뒤집어
– Şimdi dünyayı tersine çeviriyorum.
(To) 하늘에 내 발을 내디뎌
– (İçin) gökyüzüne ayağımı koymak.
(Me) Given or taken, ooh-oh-oh
– (Ben) verilen veya alınan, ooh-oh-oh
내 하얀 송곳니
– Beyaz Dişlerim
Oh-oh-oh-oh-oh
– Oh-oh-oh-oh-oh
난 너에게 걸어가지
– Sana doğru yürüyeceğim.
두 세계를 연결하지
– İki dünyayı birbirine bağlamamak
나의 붉은 눈빛
– Kırmızı gözlerim
Oh-oh-oh-oh-oh
– Oh-oh-oh-oh-oh
난 너에게 걸어가지
– Sana doğru yürüyeceğim.
신세계에 닿을 때까지
– Kadar yeni bir dünyaya ulaşırız.
내 하얀 송곳니
– Beyaz Dişlerim

Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.